Regresyon Çalışmaları,  Ruhun Seyir Defteri

Narsist ebeveynler, abiler, ablalar, eşler, çocuklar, patronlar ve ilişkilerimiz…

Narsistik özellikler, temelde aşırı öz sevicilik ve ben merkezcilik olarak sıralanır. Narsist olduğunu düşündüğümüz kişileri genel olarak kendini beğenmiş, empati kuramayan, bencil, kibirli vs. olarak tanımlarız. Mümkünse de görüşmek, karşılaşmak hele bir arada bulunmak pek istemeyiz 🙂

Narsisizmi bir tür “ben” olma çabasında kullanılan ve hayat (!) kurtaran bir strateji olarak düşünürüm. Narsistik özellikler gösteren kişiyle bir arada olmak gerçekten çok yorucu, ezici, öz saygıyı sarsıcı ve insanı canından bezdiren, hatta intihar düşüncelerine gark eden bir ilişki olabilir. Belki ilişkisizlik de diyebiliriz. Çünkü narsistik özellikler gösteren kişiyle gerçek bir iletişim, bağ ya da ilişki kurmak oldukça zordur. Kendisinden başka “birisi” yoktur bu kişilerde. Hatta bir anlamda kendisi bile yoktur! Yalnızca “nesneler” vardır. Eşi, dostu, sevgilisi, çocukları; yalnızca bir araba, bir ev, bir saat, bir çanta, bir tekne, bir mobilya vb. kadardır. Elinin altında, kendini güvende ve ihtiyacı olan konforda hissettiren, prestijini ve statüsünü her hangi bir düzeyde yükselten, koruyan, sağlamlaştıran bir “nesne” 🙁 Daha fazlası değil!

Bu “nesne” siz olmak ister misiniz? Elbette bile isteye istemezsiniz diye düşünüyorum. Ne var ki; bu kişiler genellikle başarılı, toplumda belli statüye ulaşmış (buna erkek çocuk doğuran anneler de dahildir bizim toplumumuza baktığımızda) görünen akıllı, zeki, kendince ince zevkleri ve beğenileri olan, hayranlık toplayan kişiler olabiliyorlar. Böyle olunca da, bu insanlarla bir şekilde ilişkide olmak, karşısındaki kişi için de bir “onur-gurur” meselesi olabiliyor.

Mesele böyle olunca da, bu ilişki ister evlilik ya da sevgililik ilişkisi, ister iş ilişkisi olsun, ne kadar aşağılanıp görmeden gelinirsek gelinelim, ne kadar incitilirsek incitilelim, kopmak zorlaşıyor. Bağımlı ilişkilerin doğasının bir parçasında, bu ikilemi hatırlamanızda yarar var.

Bu bağımlılığın henüz anne karnında geliştiğini de, regresyon çalışmaları sırasında görüyoruz. Bir süredir üst üste narsistik ilişkilerin bağımlısı görünen danışanlarım olması nedeniyle, narsisizm üzerine bir de bu açıdan bakarak yazmak istedim.

Narsistik olduğunu düşünüp de bir şekilde bunu dengelemek veya “iyi” olmak için terapi sürecine giren pek yoktur. Ancak “başarısızlığa tahammülü olmayanlar, terkedilmeyi anlayamayanlar, işe alınmamayı veya işten çıkarılmayı hazmedemeyenler vb.”, bu soruna çözüm bulmak üzere terapi desteği arıyorlar. Narsistik özelliklerini bu süreçte fark edip, davranış ve düşünce değişimini başaranlarımız  da var.

Daha çok bu ilişkide kendini “mağdur-kurban” olarak görenlerimiz terapi desteği arıyor ve kendi dinamiklerini anlayarak, hangi türden ilişki olursa olsun kendi sınırlarını ve “kendilerini” fark etmeyi, yeni bir yolu açmayı, yeni bir yol yaratmayı ya da “o” yoldan çekilmeyi başarabiliyorlar 🙂

Narsistik kişilik özellikleri taşıyanlarımızın kendine özgü dinamiklerini bir başka yazıda anlatmak gerekiyor. Şimdilik “var olma-kendini var kılma” çabalarının fazlasıyla yorucu ve şefkat uyandırıcı olduğunu söyleyeyim. “Mağdurları” da benzer şekilde şefkati hak ederler 😉

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

Bir cevap yazın