German New Medicinekendime notlarRuhun Seyir Defterisağlıkta olmak

Hoşçakal Corona-Covid19!!! Yeni dünyaya doğru… -3-

Evlerinde bu dönemin geçmesini bekleyenler olduğu kadar, her gün çalışmak zorunda olanlarımız da var. Hepimiz için çok farklı bir deneyim (hatta bu dönemin bir deneyim olduğunu düşünemeyecek durumda olanlarımız da var, kendilerince haklı koşuşturmalar içerisinde belki de sadece otomatik pilotta yapılması gerekenleri yaparak yola devam ediyorlar). Hepimize kolay gelsin.

Bu yazıda durumu psikolojik içeriği açısından kendimce gözden geçireceğim. Elbette bu dönemin sonrasında daha net bir resim göreceğiz. Umarım o resim hepimizi birbirimize yaklaştırır, ayrılıkları değil birlikleri gösterir.

“Algıda Corona” tanımlamasını bir arkadaşımın yazısından aldım. Gerçekten de en azından ülkemiz için çok uzaklarda bir yerlerde gerçekleşen bir durumun, ansızın kapımızda bitivermesi ve oldukça kafa karıştırıcı süreçlerle de hayatımızı sarıp sarmalayıvermesi bir oldu. Benzer süreçlerden dünyanın pek çok ülkesi de geçiyor. Bu konuda da yalnız değiliz 🙂 Karantina tutumları yalnızlığı çağrıştırsa da, gerçekte insanların içsel olarak hissettikleri yalnızlık asıl konumuz.

Önce yaşlılarımız hedefe kondu, virüsün yayılmasının tek sebebi olarak görüldüler, itelenip-ötelendiler, hırpalandılar, kızgınlığımızı ve öfkemizi kusabileceğimiz cepheler oldular 🙁 Sonra anlaşıldı ki bu Covid19 marka pek de nüfus kağıdı sormuyor bulaşmak için… Ancak yaşlılarımız yaşlı olduklarına belki pişman oldular, gençlerimiz yaşlanmaktan ürktüler, kaçınamayacağımız bir kabus algısı gibi yavaş yavaş bünyelere yerleşti. Yalnız ve değersiz hisseden büyüklerimiz, bugünler geçtiğinde çok çeşitli fiziksel rahatsızlık belirtileriyle  yeniden ve “insanca yaşama, insanca ölme” içeriğine dair konularla gündemimize gelecektir. Böylesi anlarda, köklerimizin bize veda edeceğini ve geride kalanlarımızın yeniden köklenme ihtiyacı duyacağını aklımızda bulunduralım. Köklerimizle vedalaşmayı sevgi ve en üst düzeyden onurlandırmayla başaralım.

İlk anda pek anlaşılamasa da, karantina hallerinin gerçekte iş kaybı olacağı, mevcut yaşam koşullarımızın ödenmesi zorunlu bir dolu faturayı hayatımızda barındırdığını ve dolayısıyla baştan belli bir borç yükü ile yakalandığımızı fark etmek belki de en zor andı. Korktuk. Kendimizi ve ailemizi geçindirememekten, borçlarımızı ödeyememekten, işimizi kaybetmekten vb. (sosyal devlet anlayışıyla toplumun desteklenmesi seçeneklerini burada değerlendirmeyeceğim) korktuk. Hala da bu korku giderek artan sayıda insan tarafından hissediliyor. Bu an yaşandıktan sonra gerçekleşen vaka ve ölüm sayısı artışını bu açıdan da (yaşadığımız alanda korku verici olaylar gerçekleşiyorsa, algımıza dayalı olarak biyolojik yapımız, solunum yolları ve akciğerlerimizdeki yoğun faaliyet sonucu genel olarak “hastalık” diye tanımlanan belirtiler geliştirir… bkz. www.learningGNM.com) değerlendirmekte yarar var. Sonuçta yoğun bir stres-korku-kaygı dönemi, bedensel ve zihinsel dengemizi bozar. İçinde bulunduğu topluma kendini ait hissetmeyenlerimiz, ait olduğunu düşündüğü toplumun kendisini yalnız-desteksiz bıraktığını düşünenlerimiz, başkalarına yardımcı olabilmek şöyle dursun kendi düzenini koruyamadığını düşünenlerimiz, bilinmeyen bir marka virüsün saldırısına maruz kaldığından veya her an kalacağından korkanlarımız… çaresiz, sıkışmış, beceriksiz, öngörüsüz, değersiz ve yetersiz hissederek, hayata ve kendilerine ve toplumuna-devletine güvenini kaybetmekte 🙁

Durumu en çok “kaygı” sözcüğü açıklıyor. Başta sağlık çalışanları olmak üzere, her yaştan her kesimden insanda mevcut durumda en çok yaşanan kaygı. Belirsizliğin, her an ölümle karşılaşma ihtimalinin, geleceğin, en çok da “şimdi” ile baş edememe ihtimalinin kaygısı 🙁 Bu yazılarımın ikincisinde bedenimizin ve dünyanın kendi destekleyici sistemleriyle durumla başedebildiğini ve bizim de dinlenerek ve sükunetle onlara destek olabileceğimizden söz etmiştim. Zor gibi görünüyor olabilir elbette. Ancak sükunet ve dinlenme (en azından bulunduğu yerde bunu sağlayabilecekler için) bu aşamada elzem görünüyor. Ancak o zaman şimdiyi kendimiz için anlamlandırabilir, yapılması gerekenlere odaklanabilir ve bir küçük adım atabiliriz… Bu küçük adım herhangi bir cephesinde olabilir yaşamımızın.

Sosyal medyada ve ana akım medyada “stresle (bu sözcük yerine istediğiniz herhangi bir kaygı içeriğini koyabilirsiniz) başa çıkmanın 10 yöntemi” vb. pek çok öneri-görüş var. Onlardan da yararlanabilirsiniz elbette. Ben bunlara yetişemem 😉

Ben kendim için yaptıklarımı sizinle paylaşayım. İçinize sinenleri alır kullanırsınız, işinize yaramayacağını düşündüklerinizi bırakın gitsin.

  • Durumu, tüm belirsizliği ile ve tüm yerli yerine oturmuyor duygusuyla birlikte kabul ediyorum. Onaylamıyorum. Ancak durumun en azından bana görünen yüzünü olduğu gibi kabul ediyorum. Yok saymıyor, küçümsemiyor, direnmiyorum.
  • Bu hal, bana düşünme ve yorumlama, anlamlandırma fırsatı veriyor. Esneklik kazandırıyor.
  • Görünenin ya da içeriğin anlamı her ne olursa olsun benim için, kendim-yakınlarım-içinde bulunduğum çevre (hem ekolojik hem ekonomik hem de psikolojik olarak) için kısa dönem ve orta-uzun dönemde ne yapabileceğime bakıyorum. Karar verdiğimde gerekirse yardım istiyorum, ihtiyacımı ya da düşüncelerimi anlatıyor, söylüyorum.
  • Bunu yapabilmek bana yalnız olmadığımı hatırlatıyor, (bedenime ve hayata güvenimle birlikte) kendime ve hayata güvendiğimi fark ediyorum. Dolayısıyla çevremde kimler ne durumda düşünüp, sorgulama ve mümkünse-ihtiyaç varsa yardım edebilmeme alan açıyor.
  • Bütün bunların desteği ile korku ve kaygı yerine, yaşadığım döneme ait çok zenginleştirici (maddi anlamda olduğunu söyleyemem 😉 ) ve çok güçlendirici bir deneyim olduğunu hissediyorum.
  • Bu da beni “dışarıda düşman var” endişesine (ister virüs veya mikrop, ister diğer tüm “başkaları”) ve kısır döngü yaratacak korku ve kaygılara düşmekten koruyor.
  • Böylece bugünü korkusuzca her haliyle yaşarken, geleceği nasıl inşa edebileceğime dair düşünme fırsatı veriyor. Bir yandan da en korktuğumuz yerden aşırı dozda tüketimimize sunulmuş olan bu markalı virüs sayesinde, gelecekte nasıl bir kontrol-otorite-baskı altında kalabileceğimizi de dikkate almamı (umarım hak ve özgürlüklerimizin içeriğini daha derinden kavrar ve sahip çıkarız) sağlıyor.
  • Bedenimin sağlıkta olma konusundaki bilgeliğine, dünyanın kendi yaşam sorumluluğunu yerine getirmedeki bilgeliğine ve biz insanların varoluşa dair bilgeliğine, kendi insan aklımın ve duygularımın bana rehber olacağına güvenimle, yaşama dair umudumu koruyorum.

… devam edecek…

Not1: Bir süredir bedenimizin sağ kalma, sağlıkta olma bilgeliğine dair bilgiyi içeren, döllenmeden itibaren embriyolojik olarak nasıl bir yaşam organizasyonuyla dünyaya geldiğimizi anlatan bir sitenin yazılarını Türkçeye çevirmeye çalışıyorum. Tamamlandıkça sitenin çeviriler veya her sayfasının altında bulunan “select translation” düğmesine tıkladığınızda “Turkish” olarak görebileceğiniz şekilde yayınlanıyor.  Göz atmanızı öneririm.   www.learningGNM.com

Not2: Bugün ne yazık ki Grup Yorum’un çok değerli üyelerinden Helin, yasaklamaları-yargılanmaları-tutuklanmaları protesto etmek için başlattığı ölüm orucunun 288. gününde aramızdan ayrıldı. Onun anısına ve Grup Yorum’a saygıyla 25. yıl konser kaydını ekliyorum.

 

 

Bir cevap yazın