İyilik & GüzellikRuhun Seyir Defterisağlıkta olmak

Çocuklarımıza aktardıklarımız, çocuklarımızın taşıdıkları…

Çocuklarla yaptığımız çalışmalarda, süreç bir süre sonra anne ve baba üzerinden yürüyor. Çocuklar çok çabuk rahatlama, anlamlandırma ve geride bırakma yeteneğine sahipler 🙂 Özellikle 3- 11 yaş arası çocuklar. Ancak birlikte yaşadığı ailesi ve ortamına dair düzenleme, dönüşme ve değişime ihtiyacı olduğunda, anne ve babalar da bu yolculuğa katılıyor.

Bir çocuğun doğumundan önce, hatta anne ve babanın evlenmeye karar verdikleri dönemdeki duygusal-zihinsel durumları, çocuğun döllendiği anda eşlerin ruh hali, akıllarından geçenler, hamilelik sürecinde ailede yaşananlar, doğuma giden süreçte yaşanılanlar ve doğum anının taşıdığı tüm izler… hatta daha da geri gidelim, zaman zaman anne ve babanın, onların ebeveynlerinin veya kuşaklar öncesi atalarının yaşamlarından izler… hepsini kendi yumurta ve spermimizin enerjisiyle çocuğumuza aktarıyoruz. Bu yüzden anne baba adayları veya henüz yeni doğmuş bebeklerini kucaklarına alanlar, bu konuyu aklınızda bulundurun.

Doğduktan sonra çocuğun anneyle bağlanma süreci de, ilerleyen yıllarda çocuğun öz güvenli, hayata güvenen, ilişkilerinde açık ve rahat, neşeli ve sağlıklı bir hayat yaşamasını etkiliyor. Anneye bağlanma süreci demek hayata bağlanmak demek 🙂 Yaklaşık ilk 6 aydan itibaren bu durum gözlenebilir hale gelir. Anneyle güvenli, güvensiz, çelişkili bağlar kurulmuş olabilir. Örneğin “eteğimden hiç düşmüyor, kucağımdan hiç inmiyor, beni görmezse hiç sakin kalamıyor” diyorsanız, kendi tutumunuza ve çocuğunuzla ilişkinize dikkatle bakın. Sizsiz yapamıyor olması sizin hangi ihtiyacınızı karşılıyor, sizin ruhunuzun hangi yönünü okşuyor vb. Kreşe, ana okuluna verdiğiniz çocuğunuzla nasıl bir ilişki içindesiniz? Sonrasında “ben olmasam ne yapar bu çocuk” dememek için, şimdi duruma bu açıdan bakın. Doğada gerçekleşen her doğumdan sonra yavrular en kısa sürede bağımsız, kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere yuvadan ayrılırlar. Sürü halinde yaşayanlar da kendi başlarına o sürünün içinde yer alırlar. İnsan ailesini de bir sürü olarak kabul edersek, güvenli bağlanan çocuk bu sürü içinde birey olmanın bilinciyle ve hayata güvenerek yaşayabilir.

Çocuklarımızla ilişkimizi açık, güvenilir, sıcak tutabilmek için onunla gerçek iletişim halinde olmaya dikkat edelim. Birlikte olduğunuz ama tabletle başbaşa bıraktığınız çocuğunuzla gerçek bir iletişiminiz yok demektir. Beraber olduğunuz ama TV’de sizin istediğiniz bir filmi izliyorsanız ve kapılıp gitmişseniz, gerçek bir iletişim yok demektir. Sık sık okulundan şikayet mi alıyorsunuz? “Çok haşarı, çok içe dönük, çok hareketli, çok dikkatsiz, çok acımasız, öğrenme güçlüğü var, tembel, saldırgan” vb.? Ya siz çok mu meşgulsünüz işlerinizle, evle, misafirlerle, kariyerle, seyahatle? Yalnızca anneler değil elbette, babalar da ya da çocukların emanet edildiği kişisel veya kurumsal bakım üstleniciler de dahil bu konuya.

Elbette çocuğumuz bütün bu sözünü ettiğim etkilerin tamamını üstlenmeyebilir, hiç bir sorun da yaşamıyor görünebilir, yaşamayabilir de 🙂 Bu da her doğan canın, bu hayatında uğraşacağı dersler, anlaması ve aşması gereken merhaleler ile bağlantılıdır ve ayrıca ele alınacak derinlerden bir konudur 😉

Bu konuda yapabileceğiniz bence en kolay ve harika gelişim sağlayan şey çocuğunuzu dinlemek, çocuğunuzla o anda sadece onunla olmak, oyunsa oyun, kitapsa kitap, gevezelik etmekse gevezelik, yürüyüşse yürüyüş, yemekse yemek, uykuya yatırma ise uykuya yatırma 🙂 Böylece siz de o anı yaşamanın tadını çıkarabilirsiniz. Tüm zamanınızı çocuğa ayırmanızı kast etmiyorum. Birlikte yapılacaklar için bir araya gelip, tadını çıkarıp sonrasında herkesin yine kendi faaliyetlerine dönebildiği, bunu kimsenin hiç bir korku, suçluluk, güvensizlik, pişmanlık vs. duymaksızın gönül rahatlığıyla yaşayabilmesinden, çocuğunuza birey olarak ailede ona özel alan açmaktan, anlatma ihtiyacına ya da kendini bir şekilde ifade etme ihtiyacına kalp açıklığı ile alan açmanızdan söz ediyorum.

Hayatın içinde sevgiyle iletişimde kalın.

Bir cevap yazın