Ruhun Seyir Defteri

Masallarımız var hayatımızda!

Bana masal okumazsan, hayal kurmayı öğrenemem!
Bana masal okumazsan, hayal kurmayı öğrenemem!

Bir varmııııış, bir yokmuş…söylenenlerin hesabı, olan bitenin kaydı çokmuş…Hangi kayıta baksalar anlamlar kaybolmuş…Araya taraya buldukları anlamlara yerde gökte isim yokmuş…O demiş bu, öteki demiş şu…Hesaplarla kitaplar dürülmüş, hiçlik meydanına kurulmuş…Gelmiş bir bilge peri, yakmış bilgi ateşini…Sorulardan alevler yükselirken, hayata kalmış pırıl pırıl bir evren 🙂

Bana göre masallar, dersleri alınmış yaşanmışlıklardır. Her bir masal, yaşayanların da anlatıcının da kıssadan hisseyi çıkardığı ve deneyimine kattığı durumların cevheridir, mücevheridir, damıtılmış hayat iksiridir. Hem yaşayan hem anlatıcı olabilir miyiz? Elbette! Hele çocuklarımız varsa, küçük yaştalarsa ve her uyku öncesi gözümüzün içine bakıp bizden masal anlatmamızı bekliyorlarsa 😉

Bizler de böyle büyümedik mi? Annemiz, babamız, dedelerimiz ya da ninelerimiz, o çok meşgul oldukları anlardan sıyrılıp da bize masal anlatmayı kabul ettiklerinde içimizde bir sevinç, bir merak, bir heyecan duymadık mı? Ya o prenses öldüyse, ya o kurbağa hep çirkin kocaman patlak gözlü bir kurbağa olarak kalacaksa, ya kaplumbağa bu kadar emeğine karşılık tavşanın laylaylom haline yenik düşerse diye hem merak edip hem de bazen hak yerini buldu fikrini, bazen mucizeleri, bazen de önemli olan iç güzelliği sonucunu sorgulamadık mı?

Ben çocuklarıma bildiğimiz klasik masalları okumaktan ve anlatmaktan sıkıldığımda ya annemden duyduğum annemin hayal gücünden doğan masallardan, ya dedemin Selanik yıllarında çocukluğundan kalma mahallenin perili köşkü masallarından medet umardım 🙂 Bir gün onlardan da sıkıldığımda kendi yaşadığım bir olayı masallaştırmak geldi aklıma…tabi ki bu dünya kültürel gelişimi için yeni bir şey değil 😉 Milyarlarca kez milyarca insan tarafından kullanılmış bir yöntem…Ama işte benim jetonum o sırada düşmüştü…çocukluğumun uçsuz bucaksız kırlarında ağaçlara konuşlanmış kelebek tırtıllarını izleyişimi masallaştırma fikri!

Bu masalda bir çocuk, ormanda her günkü hayta gezmelerinden birindedir…hoplaya zıplaya ağaçlar ve çalılar arasından geçerken hoş parlak renkli ve desenli bir tırtıla rastlar ve her günkü gezmelerinde o tırtılı göz altında tutar…zaman geçer, tırtıl incecik ipeksi ipliklerle kaplanır, çocuk endişelenir…Boğaz ağrısı çektiğinde bademciklerini saran beyaz çirkin örtüye benzer tırtılın görüntüsü…Dokunmaya da çekinir ( geçen gün bir orman perisi onun kulağına ” sakın haaa, dokunayım deme, ona yardım etmek istiyorsun ama bırak! Kendisi iplerini koparacak ki kanatları güçlenip onu uçurabilsin…Onun işi uçmak.” demiştir) kendisi meraktan ölür, günde iki kez gitmeye başlar ormana…Sonra bir gün…Hah işte, bir şey oluyor gibi! Bir tuhaf kıpraşır durur tırtıl her zamanki yaprağın altına sinmiş halde…ne oluyor, neden titreşiyor, allahım acı mı çekiyor bu minik şey falan derken…vaayyyy!!! Şahane kanatlarıyla ıkına sıkına bir kanatlı böcecik çıkar o bohça kılıklı çirkin beyaz kılıftan 🙂 Ah bu Mayıs kelebekleri…Çocuk “iyi ki dokunmamışım böcüğe, ne güzel bir şeye dönüştü…çook güzel çok!” der…o ne renktir, o ne desendir…Her şey iyi güzel de artık kelebekcik beklemez ki yaprak altında…iki titrer, bir kaç çırpınır, sonunda açar kanatlarını turunculu-mavili-beyazlı lekeleriyle, uçar…çocuğun başı üstünde bir kaç tur atar, kendi hayatına doğru kah yükselir kah alçalır, uzaklaşıp gözden kaybolur…Çocuk sanki evladından ayrılmış ana gibi bir hüzün, bir özlem duyar…sanki her gün ormana gelmenin anlamı kalmamıştır…eksiklenir, yalnızlaşır…taaa ki bir gün bir arkadaşıyla artık arkadaş olmak istemediğine karar verişine kadar…

Arkadaşından kopmak ister ama bir yandan da korkar, yalnızlığa düşmekten, eksiklenmekten…İşte bu kelebekcik gelir aklına…Tırtıldan kelebeğe dönüşümü hatırlar, yüreği cesaretle dolar, kelebek olmayı başaran tırtılın cesareti-sabrı-kendiliğindenliği yüreğini o kendince korkulu ana hazır eder çocuğu.” O yaptıysa ben de yapabilirim” der. Yapar da. Arkadaşından kopar. Hazırdır. Zaman bu zamandır. Yoluna çıkma, uçma vaktidir. Güvenle konuşur eski arkadaşıyla, ardına bakmadan kopar kozasından…Görmüş, geçirmiş, büyümüş, olgunlaşmıştır…Hem arkadaşına hem ormana hem tırtıla hem kelebeğe hem de orman perisine şükran duyar…Hayat güzel işte 🙂

Hayatlarınıza bir daha bakın…ne çok masallaşacak macera var içerisinde…Masal meraklısı çocuklarınız veya torunlarınız varsa, onlara yaşanmış anları sunun masal niyetine… Süslemek, abartmak, heyecan katmak, merak uyandırmak, ama illa ki kıssadan hisse katmak serbest…

Masal tadında anlarınızın çoğalması ve farkında olmanız dileğiyle 🙂

 

 

Bir cevap yazın