Ruhun Seyir DefteriTanrıya Dair

Birliğin dayanılmaz “yaşam”cazibesi!

hasat&tohumZor zamanlardan geçiyoruz değil mi? Aslında “bu daha başlangıç” bile diyebilirim…Başka bir döngüye doğru ilerlerken bir yanımızı da geride bırakıyoruz…Döngüler döngüler içre…Zor olmasına gelince…Zorluk tanımı hepimiz için değişiyor, hepimiz tamamen farklı şeylere ya da durumlara  “zor” diyoruz. Bakalım neler bekliyor bizi ya da biz neyi yaratıyoruz?

Acaba birliğin dayanılmaz cazibesine kendimizi kaptırıverecek miyiz?

Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada değişen bir dolu şey var. Ülkemizde kendimizce toplumsal bir depremi yaşarken bunun sonuçlarını da kısmen ön görebiliriz. Depremlerde biliriz ki hesaplamalara, organizasyonlara, planlamalara bu risk dahil edilmişse – aklen ve fiilen- hasar daha az gerçekleşir. Yok eğer bu risk aklımıza bile gelmemişse geçmiş olsun…allaha emanet bir durum yani…Bu da aslına bakarsak küfre girer ki aklımızı kullanmadığımızdandır 🙁

Yaşadığımız bu günlerde belki sizler de farkındasınız; ölümler-öldürmeler-hak gaspları-eşkiya tavrı-ben yaptım oldular-ben ne dersem o olurlar-ama siz de şunu şunu şöyle yaptınızlar-gereği yapıldılar-BENİM milletimler-SENİN adamlarınlar vs.vs. ler, lar..havada uçuşuyor, kafamıza gözümüze çarpıyor, hepimizi duvardan duvara vuruyor, olmadı yerden yere çalıyor…tıpkı bir roller coaster(*) gibi indiriyor, çıkarıyor, dibe atıyor, tekrar savuruyor…raydan ha çıktık ha çıkacağız!

Yuvamız, sevgili dünya gezegenimizin üzerindeki pek çok uygar dediğimiz ülkede ya da kendi halinde yaşayan bir çok toplulukta da sismik sinyaller bizdeki gibi olmasa da, o toplulukların bilinci için epeyce hasar yaratan, geride kalp krizine benzer spazmlar bırakan olaylar yaşanıyor…

Bütün bunlara dünya halkları olarak tanıklık ederken, nereden baktığımıza ve nasıl anladığımıza bağlı olarak “oh iyi oldu” diyenlerimiz, “nasıl yani” diyenlerimiz, “yok artık” diyenlerimiz, “allah devletimize zeval vermesin” manasına gelen şeyler söyleyenlerimiz, “inceldiği yerden kopar” fikrine oynayanlarımız, ” zor, oyunu bozar” inancına sarılanlarımız…hepimiz bir bıçak sırtındaymışçasına ayakta kalmaya, direnmeye, yaşamda var kalmaya çalışıyoruz…Tek tek duruyoruz, bir araya gelmiyoruz, safları sıklaştırmıyoruz, tabanda piknik gezisi kıvamında takılıyoruz…kopuyoruz, dağılıyoruz, kolay hedef oluyoruz, açık alanda sağanak ateş altında kalıyoruz, mayın tarlasında iz sürmeyi bilemiyoruz 🙁

Bu durumların yaratacağı sonuçlar neler olabilir sizce?

Şimdiki zamanda görünen o ki, genel olarak bünyede üzerimize hakim olan hareketsizlik-atalet durumuna itiraz eden bazı parçalarımız var ve insan olduğumuz için insanca yaşama konusunda ısrar ediyor, çabalıyor, uğraşıyor, didiniyor, tökezleyip yine doğruluyor ve hedefe doğru ilerliyor…Bu durum da kendilerini yüksek tepelere konumladığını düşünenlerin daha da tepelere tırmanmasına, dolayısıyla ister istemez saflarını sıklaştırmasına neden oluyor…Ancak, biliyoruz ki tepelerde, yükseldikçe rüzgarlar daha sert eser ve tepeler hiç bir zaman tabanda durabileceğiniz kadar sağlam değildir…uçurumlar, kayaçlar, dik yamaçlar…Tepeye doğru ilerleyenler can havliyle kendilerinden başkalarını aşağıya ittirmek için ellerinden geleni ardına koymayacaktır. Bugün yaşadığımız ortam, tepeye doğru daha da yükselmekten başka çıkış yolu kalmayanların gittikçe insanlıktan çıkmış,  yaşamasının ancak başkalarını ezerek, iterek kendine yer açmasıyla! mümkün olabileceğini zanneden yaratıkların, kötü bir çizgi film karakteri gibi çığlıklar atarak korkutucu olmaya çalışmasındandır…

Korkacak mıyız? Yoksa insanca yaşama hedefine doğru düşe kalka ilerlemeye çabalayanlarımıza el mi vereceğiz? İnsan olmaya devam edebilecek miyiz? Neyi yaşamak ve bunun için de neyi yaratmak istiyoruz?

Kalplerimizde kendimize ve insanlığa inancın ve güvencin tam ve dipdiri olmasını diliyorum.

 

(*) Roller coaster;  eğlence parklarında dik yokuşlu, dik inişli, sert virajlarla heyecan katılmış raylar üzerinde hızla giden bir vagonla kısa sürmesine duacı olduğumuz eğlenceli! gezi aracı.

Bir cevap yazın