Kategori: Ruhun Seyir Defteri

Ben de bu dağların nesine geldim?…

Zaman zaman dağlar beni çeker. Memleketimin ya da dünyamızın çeşitli yerlerindeki dağları… Kimi mağrur, kimi beli bükük durur. Kiminin tepesi kardan kurtulmaz kimi bozkır, kayalık… Dağlara doğru yürürken bazen yaslanma ihtiyacım, bazen en tepede olma ihtiyacım, bazen omuzlarında uyuma ihtiyacım, bazen de her şeye biraz daha yukarıdan bakma ihtiyacım olur. Bazen de sırf o dağla buluşma isteğidir beni yollara vuran.

Yeni bir yıl… Yeni bir ben & biz!

” Her karşılaşmamız sonsuzluğa uzansın. Her bakışımızla birbirimizi daha çok bilelim. Her adımda yaklaşalım. Birimiz nefes alırken, biz verelim… herkes başka yollardan gelsin ki; buluştuğumuzda maceralarımızı paylaşalım. Buluşma için anlatılacak öyküler biriktirelim yaşamımızla… Buluşmaya doğru ilerlerken neşeyi, şefkati, sevgiyi, canımız neyi çekerse yanımızda onu bulunduralım. Hepimiz için mutlu buluşmalarımız olsun, kutlu olsun…” Bir takvim yılını daha geride bırakıyoruz. Umarım sizler…

“Acı”nın bir mesajı var! Acı çekmekte ustalaşanlarımız!

İster fiziksel ister duygusal olsun. Acı çektiğimizi hissettiğimiz, düşündüğümüz zamanlar vardır. Böylesi zamanlarda bu acıdan kurtulabilmek için ya bir hekime görünmek isteriz, ya bildiğimiz ilaçlardan birini alırız, ya ölmek isteriz… Bir başka yol da acının içine derinlemesine yerleşmek, onu iyice hissetmek, dibine kadar yaşamaktır. Böylesi anlarda tam anlamıyla bir dönüşüm gerçekleşir. Bu durum fiziksel düzeyde ölümle sonuçlanabileceği gibi, kişisel sanal…

“Bildiğin herşeyi bir kenara bırak!”

Regresyon çalışmalarına katılan danışanların pek çoğu kendileri hakkında birçok fikir sahibidir. Kendilerini belli etiketlerle tanımlamaya, kendilerini belirli rollerle anlamlandırmaya ve yaşadıklarının kendilerince bir özetini yapmaya hem meraklıdırlar hem de bunlara sıkı sıkı tutunmayı severler. Bence haklıdırlar da 🙂 Doğduğumuz andan itibaren öğrendiğimiz, öğretilen ve bize belletilen tüm değerler, tüm inançlar, tüm etiketler kendimizi ve hayatı anlamlandırıp tanımlamamızı sağlamıştır. Bunlar olmasaydı…

“Sadece nefes al!” ya da “Koyver gitsin”

Çocuklarımız küçükken elbette sık sık ağlarlardı… Konuşamadıkları için daha da bir ağlarlardı 😉 Ne yapsın bebeler, nasıl anlatsınlar ki dertlerini başka türlü 🙂 Böylesi zamanlarda, yani yaklaşık 6 aylık olduklarında onlara nefes almayı öğretmiştim. “Sadece nefes al, sakince nefes al, nefes aldığını fark et” derdim onlara 🙂 Tabi ki konuşamıyorlardı bile o zamanlarda. Ama söylediklerimi anlıyorlar ve ağlamalarına ara verip nefes…

BAŞLIYOR MU? BİTİYOR MU?

21 Mart önemli 🙂 Biliyorsunuz kış mevsimi yerini bahara bırakır ve kendisi dinlenirken baharın dansına yer açar. İyi ki böyle mevsimlerimiz, döngülerimiz var. Yoksa çalışmayı, çalıştığımızın karşılığını almayı ve vermeyi, yorulmayı bırakıp dinlenmeyi ve sonra yeniden enerji toplamayı ve yeniden çalışmayı nasıl başarırdık! 21 Mart günü kut’lu bir ateşin etrafında toplanıp dualar eden, demir dövüp atalarımızın gücünü gücümüze katan, atalarımızı…

Tanrı beni sevmiyorsa…

Çocukluğumuz annemize babamıza kendimizi sevdirmeye çalışarak geçebiliyor 🙂 Hatta önce annemize diyebilirim. Dünya hayatımıza gelişimizle ilk nesne ilişkimizi kurduğumuz kişi annemiz oluyor. Hayatla ilişkimiz  böylece başlıyor. Annemiz bizi severse, kabul ederse, hayat ta bizi sever ve kabul eder gibi bir inancımız oluyor. Bilinçdışımızda kalan önemli inançlarımızdan biri de budur. Aile bütünlüğü içinde babamız da çok önemli. Babasının kızı, babasının oğlu olmaya…

BANA, REGRESYONA, ENERJİYE, RUHA DAİR BİRŞEYLER…

Yaratıcılığa dair yeteneklerimizi gözden geçirip hayata nasıl aktaracağımız üzerine yapılan bir grup çaışmasında hayatıma giren İlknur Levent başarılı ve capcanlı bir TV programcısı:) Kendisi doğal terapi uzmanı. Kristallerle, o güzelim doğal taşlarla arası çok iyi. Onların dilini çözmüş ve dileyene tercümanlık yapıyor 😉 İlknur’la birlikte bir kaç program çekimi planladık. Çekimlerde çok rahat olduğumu söyleyemeyeceğim 🙁 Ancak olabildiğince kendi aramızda…

Küsmek… Geri çekilmek… Meydanı Boş Bırakmak!

Bugün benden yaşça küçük ama gönlü çok büyük bir dostum, benden destek istedi. Konu; çalıştığı yerde çalıştığı konuda hiç bir bilgisi olmayan birinin kendisine müdahalesi ile işini severek yapamaz hale gelmesiydi. Bir müzik aletinin tanıtımı ve çalınmasının öğretilmesi işini üstlenmişti. “Yönetici” konumundaki kişi de dersleri verme şekline, içeriğine, gelişim kontrolüne vs. olur olmaz zamanlarda müdahale ediyordu ve dostumun canı hayli sıkkındı.…