Kategori: Regresyon Çalışmaları

“Bildiğin herşeyi bir kenara bırak!”

Regresyon çalışmalarına katılan danışanların pek çoğu kendileri hakkında birçok fikir sahibidir. Kendilerini belli etiketlerle tanımlamaya, kendilerini belirli rollerle anlamlandırmaya ve yaşadıklarının kendilerince bir özetini yapmaya hem meraklıdırlar hem de bunlara sıkı sıkı tutunmayı severler. Bence haklıdırlar da 🙂 Doğduğumuz andan itibaren öğrendiğimiz, öğretilen ve bize belletilen tüm değerler, tüm inançlar, tüm etiketler kendimizi ve hayatı anlamlandırıp tanımlamamızı sağlamıştır. Bunlar olmasaydı…

SU AKAR, YOLUNU BULUR!..

Çocuk danışanlarımla çalışmaların başlangıcında elbette önce anne ve babasından kısa bir bilgi alıyorum. Çocuğun doğumuna, hamilelik sırasındaki olaylara, genel olarak anne ve babanın bir çocuk sahibi olmayı düşündükleri zamanlara dair bazı kısa ve öz detaylar… Sonra çalışmaya geçiyoruz. Çalışmaların konusu çok genel olarak anne ve babanın çocukta görmekten mutlu olmadıkları ya da çocuğun aile içerisinde eşlerin birbiriyle çatışmasına yol açan…

Tanrı beni sevmiyorsa…

Çocukluğumuz annemize babamıza kendimizi sevdirmeye çalışarak geçebiliyor 🙂 Hatta önce annemize diyebilirim. Dünya hayatımıza gelişimizle ilk nesne ilişkimizi kurduğumuz kişi annemiz oluyor. Hayatla ilişkimiz  böylece başlıyor. Annemiz bizi severse, kabul ederse, hayat ta bizi sever ve kabul eder gibi bir inancımız oluyor. Bilinçdışımızda kalan önemli inançlarımızdan biri de budur. Aile bütünlüğü içinde babamız da çok önemli. Babasının kızı, babasının oğlu olmaya…

BANA, REGRESYONA, ENERJİYE, RUHA DAİR BİRŞEYLER…

Yaratıcılığa dair yeteneklerimizi gözden geçirip hayata nasıl aktaracağımız üzerine yapılan bir grup çaışmasında hayatıma giren İlknur Levent başarılı ve capcanlı bir TV programcısı:) Kendisi doğal terapi uzmanı. Kristallerle, o güzelim doğal taşlarla arası çok iyi. Onların dilini çözmüş ve dileyene tercümanlık yapıyor 😉 İlknur’la birlikte bir kaç program çekimi planladık. Çekimlerde çok rahat olduğumu söyleyemeyeceğim 🙁 Ancak olabildiğince kendi aramızda…

Bitmemiş İşler… Nasıl Bitecekler?

Regresyon terapisi; aslına bakarsanız bitmemiş işlerin bitirilmesi, yaşanamamış yasların yaşanması, dürülmemiş hesapların kapatılması, sorgulanmamış anların yeniden yaşanıp tamamlanması, anlaşılamayanların anlaşılması, olan her neyse gerçekte böyle-şöyle-öyle olduğunun fark edilmesi süreçlerini içerir. Olanı olduğu gibi kabul etmek cesaret ister, vizyon ister, bilgelik ister, yeni bir seviyeden bakışa ihtiyaç duyar, teslimiyet ister… Çok kolaydır aslında bu kabule varmak! Ama… işte aması da çoktur…

YUVAYA BADİ BADİ DÖNÜŞÜMÜZ…

🙂 Badi badi? Belki biliyorsunuz ama yine de not düşmek istiyorum. Birinin yürüyüşünü tarif ederken ama en çok da çocukların yürüyüşünü tarif ederken kullanırız bu sıfat tamlamasını. Ördekler gibi iki yana yaslanıp sallanarak paytak yürüyüşü tarif ederiz 😀 Bu erken çocukluğumuzun yeni yeni yerden yükselmiş hallerimizde, onlara doğru yürüdüğümüz kişiler genellikle sevdiğimiz, güvendiğimiz, sığınacak limanlarımız, yuvada hissedeceğimiz kişilerdir… çoğunlukla anneler, babalar ve bazen…

Kendi Küçük Hayatlarımızda Kırk Yamalı Bohça Saklı…

Biliyorum 🙂 Kendi küçük hayatlarımız demek haksızlık… Sadece evrende dünyamızın kapladığı alanı ve bunun üzerinde biz insan canlısının kapladığımız alanı düşününce, göreceli bir küçük hayat demek istiyorum 😉 Beni anlayışla karşılayacağınızı umut ediyorum… Yazmaya devam ederken de İstanbul sokaklarının bir bölümünde, çıldırmış ıhlamur ve manolya ağaçlarının sarhoş edici kokularında baygın düşmemem gerek. Eskiler yeni doğan bebeği kundaklardı. Bazı ailelerde hala uygulanıyor.…

REGRESYON TERAPİSİ NE DEĞİLDİR!

Artık pek çok yerde regresyon terapisi, geçmiş yaşamları şifalandırmak, regresyonla geçmişi onarmak, temizlemek vs. gibi anlatımlara daha sık rastlıyorsunuz… Çokça merak, biraz ürküntü, biraz heyecan, biraz küçümseme, biraz yüceltme ile bakıyorsunuz… Bakış açınıza bağlı olarak 🙂 Bugüne kadar çalıştığım danışanlarımdan, arayan soran bilgi alan kişilerden, ne işle uğraştığımı merak edenlerimizden aldığım geri bildirimlere dayanarak bu konuya bir kez daha ve de…

Korkuyla Kucaklaşıyorum (3)

Çocukluk yıllarımın geceleri ve rüyalarım benim en sevgili arkadaşlarımdı aslında 🙂 Günün sonunda nihayet yatağa yattığımda tamamen kendimle kalabiliyordum…sabaha kadar ister uyur, ister uyanık kalır hayal kurar ister rüyalara dalar çıkardım…yaşasındı özgürlük 😉 Gündüzleri ise ev içindeki huzursuzluk o kadar dayanılmazdı ki benim için, evden kaçmaya karar vermiştim! Şükür ki 11-12 yaşlarımda bu hayalime ortak ettiğim arkadaşım o gün evden…

Korkuyla Kucaklaşıyorum…(2)

Korktuğumu farkedip, bunun kendime nasıl bir azap verdiğini anladığımda şimdilerde “ergenlik” diye adlandırdığımız o korkunç karanlık, heyecanlı ve sürekli bir alt-üst oluş dönemini de yaşıyordum 🙂 Her an her şey olabilirdi veya olamazdı… Melankoliden hiper aktiviteye, üç maymundan her şeye kadire, “sen bilmiyorsun, anlamıyorsun”dan “aslında belki de gerçek budur”a doğru savrulan, çok sevilmek ve çok sevdiğini de anlatmak isteyen bir…