Kategori: İyilik & Güzellik

Hasetten çatlıyoruz (mu?)!

Haset; başkalarının sahip olduklarının (buna inandığımız) aslında bize ait olması gerektiğini (buna inandığımız) düşündüğümüzde gelen duygudur. “O unvanı aslında ben hak ediyorum – o elbise aslında bana daha çok yakışır – bu adama/kadına bu karı/koca – bu kadar debeleniyorum hala filanca gibi bir ev sahibi olamadım” gibi gündelik yaşantımızda duyabileceğimiz bir dolu benzer ifade, içerisinde haset taşıyor. Oldukça yıkıcı, onarılması…

Bugün! Dünün geleceğiydi… Yarının geçmişi olacak!

Bugün 🙂 Bu an, şimdi… Ne yapmak istiyorsanız, nasıl yapmak istiyorsanız onu hemen şimdi, tasarladığınız veya hayal ettiğiniz gibi gerçekleştirmek için harekete geçin. Bunun için bir hedefiniz var değil mi? Yoksa, hedefinizin ne olduğunu anlamak için hemen şimdi üzerinde düşünün. Ama telaş etmeden, aciliyet duygusu içinde olmadan 😉

Yeni bir yıl… Yeni bir ben & biz!

” Her karşılaşmamız sonsuzluğa uzansın. Her bakışımızla birbirimizi daha çok bilelim. Her adımda yaklaşalım. Birimiz nefes alırken, biz verelim… herkes başka yollardan gelsin ki; buluştuğumuzda maceralarımızı paylaşalım. Buluşma için anlatılacak öyküler biriktirelim yaşamımızla… Buluşmaya doğru ilerlerken neşeyi, şefkati, sevgiyi, canımız neyi çekerse yanımızda onu bulunduralım. Hepimiz için mutlu buluşmalarımız olsun, kutlu olsun…” Bir takvim yılını daha geride bırakıyoruz. Umarım sizler…

“Acı”nın bir mesajı var! Acı çekmekte ustalaşanlarımız!

İster fiziksel ister duygusal olsun. Acı çektiğimizi hissettiğimiz, düşündüğümüz zamanlar vardır. Böylesi zamanlarda bu acıdan kurtulabilmek için ya bir hekime görünmek isteriz, ya bildiğimiz ilaçlardan birini alırız, ya ölmek isteriz… Bir başka yol da acının içine derinlemesine yerleşmek, onu iyice hissetmek, dibine kadar yaşamaktır. Böylesi anlarda tam anlamıyla bir dönüşüm gerçekleşir. Bu durum fiziksel düzeyde ölümle sonuçlanabileceği gibi, kişisel sanal…

“İyileşmek” nasıl bir şeydir ki?

Yürürken yol ortasındaki taşı veya bir cam parçasını kaldırıp kenara koymaktır… Açmış mor salkımları okşayarak koklamaktır… Ağlayan bir çocuğun sesine dönüp bakmak, kahvaltı artıklarına dadanan bir kargayı izlemek, nefes aldığına duyduğun şükranla dolu dolu bir nefes daha almak, bir sigara tellendirmek, bir kahveyi yudumlamak, bir köpeciğin başını okşamak, bir insanı gülümseyerek selamlayabilmektir bence iyileşmek…

Küsmek… Geri çekilmek… Meydanı Boş Bırakmak!

Bugün benden yaşça küçük ama gönlü çok büyük bir dostum, benden destek istedi. Konu; çalıştığı yerde çalıştığı konuda hiç bir bilgisi olmayan birinin kendisine müdahalesi ile işini severek yapamaz hale gelmesiydi. Bir müzik aletinin tanıtımı ve çalınmasının öğretilmesi işini üstlenmişti. “Yönetici” konumundaki kişi de dersleri verme şekline, içeriğine, gelişim kontrolüne vs. olur olmaz zamanlarda müdahale ediyordu ve dostumun canı hayli sıkkındı.…

SEÇİYORUM…SEÇMİYORUM…

Geçen hafta sonu yaşadıklarımızı belki de uzunca bir süre anlamaya, anlamlandırmaya ve sindirmeye çalışmaya devam edeceğiz. Dilerim ayrılan, yaralanan, yaralayan tüm canların yolu aydınlansın, gönülleri, vicdanları ve ruhları ışıklansın ki dünyada yaşarken cenneti yaratabilelim hep birlikte… O anların verdiği korku, huzursuzluk, endişe, öfke, tiksinti ve mide bulantılarının yanı sıra, inanamamak ve hatta en çok sapla samanı ayıramamak da durumu ayrıca…

Avuçlarımda rüzgarı ve güneşi getirdim size…

Çok rüzgarlı ve çok güneşli bir gündü 🙂 Rüzgarın uğultusu, vadiye inip tepelere yükselişi, vadinin derinlerinde inlemesi, dalları çıplak kalmış meşe ağaçlarını okşayıp bir kucak dolusu yaprağı toprağın üzerinde daha sakin ve huzurlu köşelere doğru dağıtması, bir kaç şahinin kanatlarının altında kabarıp onlara yoldaş olması…bir kaç dakika boyunca gözleyip, içimdeki rüzgarlarla uyum içinde akmasına izin verdim 😉 Güneş, rüzgarın kıvrımlarında…

Gölgelerimiz ve Kırmızı Düğmelerimiz!!!

Gezegenimizin tüm tarihi sanki iyi ile kötünün amansız, bitmek bilmeyen savaşından ibaret gibi görünüyor…ve kişisel tarihlerimiz de öyle! Bir kısmımız diğerlerini yargılayıp asar, keserken bir kısmımız da başka diğerlerini asıp kesiyor, iteliyor, öteliyor… Başka bir kısım insanlar da bir kısmımızın beğenmediği, sevmediği, birlikte yaşamak istemediği ya da hayran olduğu, biat ettiği, öykündüğü insanları temsil ediyor. Bu döngü sonsuza doğru böylece…