Yazar: Nermin Uyar

Ben de bu dağların nesine geldim?…

Zaman zaman dağlar beni çeker. Memleketimin ya da dünyamızın çeşitli yerlerindeki dağları… Kimi mağrur, kimi beli bükük durur. Kiminin tepesi kardan kurtulmaz kimi bozkır, kayalık… Dağlara doğru yürürken bazen yaslanma ihtiyacım, bazen en tepede olma ihtiyacım, bazen omuzlarında uyuma ihtiyacım, bazen de her şeye biraz daha yukarıdan bakma ihtiyacım olur. Bazen de sırf o dağla buluşma isteğidir beni yollara vuran.

Yeni bir yıl… Yeni bir ben & biz!

” Her karşılaşmamız sonsuzluğa uzansın. Her bakışımızla birbirimizi daha çok bilelim. Her adımda yaklaşalım. Birimiz nefes alırken, biz verelim… herkes başka yollardan gelsin ki; buluştuğumuzda maceralarımızı paylaşalım. Buluşma için anlatılacak öyküler biriktirelim yaşamımızla… Buluşmaya doğru ilerlerken neşeyi, şefkati, sevgiyi, canımız neyi çekerse yanımızda onu bulunduralım. Hepimiz için mutlu buluşmalarımız olsun, kutlu olsun…” Bir takvim yılını daha geride bırakıyoruz. Umarım sizler…

“Acı”nın bir mesajı var! Acı çekmekte ustalaşanlarımız!

İster fiziksel ister duygusal olsun. Acı çektiğimizi hissettiğimiz, düşündüğümüz zamanlar vardır. Böylesi zamanlarda bu acıdan kurtulabilmek için ya bir hekime görünmek isteriz, ya bildiğimiz ilaçlardan birini alırız, ya ölmek isteriz… Bir başka yol da acının içine derinlemesine yerleşmek, onu iyice hissetmek, dibine kadar yaşamaktır. Böylesi anlarda tam anlamıyla bir dönüşüm gerçekleşir. Bu durum fiziksel düzeyde ölümle sonuçlanabileceği gibi, kişisel sanal…

“Bildiğin herşeyi bir kenara bırak!”

Regresyon çalışmalarına katılan danışanların pek çoğu kendileri hakkında birçok fikir sahibidir. Kendilerini belli etiketlerle tanımlamaya, kendilerini belirli rollerle anlamlandırmaya ve yaşadıklarının kendilerince bir özetini yapmaya hem meraklıdırlar hem de bunlara sıkı sıkı tutunmayı severler. Bence haklıdırlar da 🙂 Doğduğumuz andan itibaren öğrendiğimiz, öğretilen ve bize belletilen tüm değerler, tüm inançlar, tüm etiketler kendimizi ve hayatı anlamlandırıp tanımlamamızı sağlamıştır. Bunlar olmasaydı…

SU AKAR, YOLUNU BULUR!..

Çocuk danışanlarımla çalışmaların başlangıcında elbette önce anne ve babasından kısa bir bilgi alıyorum. Çocuğun doğumuna, hamilelik sırasındaki olaylara, genel olarak anne ve babanın bir çocuk sahibi olmayı düşündükleri zamanlara dair bazı kısa ve öz detaylar… Sonra çalışmaya geçiyoruz. Çalışmaların konusu çok genel olarak anne ve babanın çocukta görmekten mutlu olmadıkları ya da çocuğun aile içerisinde eşlerin birbiriyle çatışmasına yol açan…

“Sadece nefes al!” ya da “Koyver gitsin”

Çocuklarımız küçükken elbette sık sık ağlarlardı… Konuşamadıkları için daha da bir ağlarlardı 😉 Ne yapsın bebeler, nasıl anlatsınlar ki dertlerini başka türlü 🙂 Böylesi zamanlarda, yani yaklaşık 6 aylık olduklarında onlara nefes almayı öğretmiştim. “Sadece nefes al, sakince nefes al, nefes aldığını fark et” derdim onlara 🙂 Tabi ki konuşamıyorlardı bile o zamanlarda. Ama söylediklerimi anlıyorlar ve ağlamalarına ara verip nefes…

“İyileşmek” nasıl bir şeydir ki?

Yürürken yol ortasındaki taşı veya bir cam parçasını kaldırıp kenara koymaktır… Açmış mor salkımları okşayarak koklamaktır… Ağlayan bir çocuğun sesine dönüp bakmak, kahvaltı artıklarına dadanan bir kargayı izlemek, nefes aldığına duyduğun şükranla dolu dolu bir nefes daha almak, bir sigara tellendirmek, bir kahveyi yudumlamak, bir köpeciğin başını okşamak, bir insanı gülümseyerek selamlayabilmektir bence iyileşmek…

BAŞLIYOR MU? BİTİYOR MU?

21 Mart önemli 🙂 Biliyorsunuz kış mevsimi yerini bahara bırakır ve kendisi dinlenirken baharın dansına yer açar. İyi ki böyle mevsimlerimiz, döngülerimiz var. Yoksa çalışmayı, çalıştığımızın karşılığını almayı ve vermeyi, yorulmayı bırakıp dinlenmeyi ve sonra yeniden enerji toplamayı ve yeniden çalışmayı nasıl başarırdık! 21 Mart günü kut’lu bir ateşin etrafında toplanıp dualar eden, demir dövüp atalarımızın gücünü gücümüze katan, atalarımızı…

Tanrı beni sevmiyorsa…

Çocukluğumuz annemize babamıza kendimizi sevdirmeye çalışarak geçebiliyor 🙂 Hatta önce annemize diyebilirim. Dünya hayatımıza gelişimizle ilk nesne ilişkimizi kurduğumuz kişi annemiz oluyor. Hayatla ilişkimiz  böylece başlıyor. Annemiz bizi severse, kabul ederse, hayat ta bizi sever ve kabul eder gibi bir inancımız oluyor. Bilinçdışımızda kalan önemli inançlarımızdan biri de budur. Aile bütünlüğü içinde babamız da çok önemli. Babasının kızı, babasının oğlu olmaya…