Küsmek… Geri çekilmek… Meydanı Boş Bırakmak!

jokerBugün benden yaşça küçük ama gönlü çok büyük bir dostum, benden destek istedi. Konu; çalıştığı yerde çalıştığı konuda hiç bir bilgisi olmayan birinin kendisine müdahalesi ile işini severek yapamaz hale gelmesiydi. Bir müzik aletinin tanıtımı ve çalınmasının öğretilmesi işini üstlenmişti. “Yönetici” konumundaki kişi de dersleri verme şekline, içeriğine, gelişim kontrolüne vs. olur olmaz zamanlarda müdahale ediyordu ve dostumun canı hayli sıkkındı. Yılmış ve sahayı terk etmeye karar vermişti. Vicdanını rahatsız eden şey ise öğrencilerine karşı duyduğu sorumluluktu. İyi ki bizi rahatsız eden böylesi sinyaller gelir de durup düşünüp, başka nasıl bir yol bulabilirim diye kafa yormamızı sağlar 😀  Biz de bugün başka bir yol bulunabilir mi diye düşünüp taşındık… Vardığımız sonuçları sizlerle de paylaşmak istedim. Zira gündelik yaşantımızda, işimizde, okulumuzda, evimizde… bu tür müdahalelere maruz kalıyoruz. Belki sizler de farklı bakış açıları ile katkıda bulunursunuz bu dosyaya 🙂

Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda biyolojimiz bize karşı bir “tehdit” var olduğunu haber verir. Dolayısıyla ya saldırır ya savunmaya geçer veya donup kalırız. İşte bu noktada hatırlamamız gereken ve durumu değiştirecek olan yaklaşım şu olsun: “Hiçbir şeyi kişisel algılama!” (*) Gerçekten de karşımızdaki kişinin kendi gündeminden, ruhsal – duygusal – sosyal sebeplerinden kaynaklanan bir konuşmasına, bir düşüncesine, bir yaklaşımına veya tutumuna tanık oluyoruzdur o anda. Bu müdahalenin kendi kişiliğimize – doğrudan bize – yapılmış olduğu algısından çıktığımızda, sorun olan her neyse, artık onu olduğu gibi görme durumuna geçebilir ve çözüme odaklanabiliriz. Durum dengede kalır. (Bunun istisnası doğrudan cana kastedilen anlardır ve bu konuda biyolojik reflekslerimize güvenmek en doğrusudur.)

Çözüme odaklanabilmek için ise hedefimizi belirlememiz gerekir. Hani bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek istiyoruz gibi 😉 Burada ikinci adımımız şu olsun: “Ortak hedefini belirle!”  Böylece ortak hedefe ulaşmak için kullanacağımız değerleri, ortak dili ve anlayışı da oluşturup geliştirebiliriz. Ortak değerler ve ortak dil konusunda anlaşamıyorsak, birbirimizin yolundan efendice çekilebiliriz 😀  Böyle gelişen bir durumda her iki taraf da ne eksilir ne fazlalaşır. Durum hala dengededir.

Bütün bu aşamaları insana yakışır biçimde ve birbirimizin değerini sorgulamadan-sorgulatmadan geçebilmemiz için ise konuşabilir durumda kalmaya çaba göstermeliyiz. O zaman sürecin tamamı için geçerli kural da “Konuşabilir durumda kal!” olsun 🙂

Bunları yapmak yerine ilk biyolojik tepkimizle harekete geçip karşımızdakine küsebiliriz, çekip gidebiliriz, onu yanımızdan kovabiliriz, susup sineye çekip içimizde öfke-kin-garez biriktirebiliriz ( ki bir süre sonra bunlar bizi fiziken hasta eder)… karşılıklı olarak sınırlar çizilmemiş olur ve sonuçta meydan boş kalır! Ne açıdan mı? Bizi bir araya getiren koşullar, durumlar, projeler, planlar, hedefler, hayaller açısından 😉 Ve doğa boşluk sevmez!!! İnisiyatifi biz elimize almazsak, hayat boş kalan meydanları-alanları ( hem fiziksel hem de enerjetik açıdan) kendi programına uygun olarak doldurur… Tarafların hiç biri kendi için durumdan ders çıkaramaz, “bir arpa boyu ilerlemez”, bildiği ve oynadığı rolde takılmaya devam eder 🙁

Benim “fark eden değiştirir” 😀 inancıma göre böylesi durumlarda karşımızdakinin koşullarını anlamak (biraz empati gerektiriyor) ve kendimize inanıyor olmak, olayın akışını değiştirebilme kudretimiz olduğunu hatırlamamıza yarar. Aksi takdirde insan olmanın en önemli avantajlarından biri – konuşup anlaşabilme – ıskalanmış, harcanmış olur bana göre.

Tamam biliyorum çok kolay olmadığını 🙂 Ancak her hangi bir durumda nasıl davranacağımıza bizim karar vereceğimiz, bunun bizim sorumluluğumuz olması halini değiştirmez. Kararlarımızdan, seçimlerimizden, tutum ve davranışlarımızdan biz sorumluyuz! Bu sorumluluğumuzu üstlendiğimizde boş kalan meydanları biz istediğimiz gibi doldururuz 😉

Farkında ve sevgiyle kalın.

(*)Bu konuda daha fazla açıklama için sevgili Don Miguel Ruiz’in 5. Anlaşma ( ya da 4 Anlaşma ) adlı kitabını okumanızı öneririm.

Bir Cevap Yazın