YUVAYA BADİ BADİ DÖNÜŞÜMÜZ…

aspects🙂 Badi badi? Belki biliyorsunuz ama yine de not düşmek istiyorum. Birinin yürüyüşünü tarif ederken ama en çok da çocukların yürüyüşünü tarif ederken kullanırız bu sıfat tamlamasını. Ördekler gibi iki yana yaslanıp sallanarak paytak yürüyüşü tarif ederiz 😀

Bu erken çocukluğumuzun yeni yeni yerden yükselmiş hallerimizde, onlara doğru yürüdüğümüz kişiler genellikle sevdiğimiz, güvendiğimiz, sığınacak limanlarımız, yuvada hissedeceğimiz kişilerdir… çoğunlukla anneler, babalar ve bazen ailenin büyükleri 🙂

Regresyon çalışmalarımız sırasında danışanlarımın yaşadıklarını ( anne karnından başlayarak doğum anındaki hallerimiz, erken bebeklik ve erken çocukluğumuz, ilk gençliğimize kadar geçen sürece dair ) gördükçe ve iyileşmelere tanık oldukça, artık bu konuda yazma ihtiyacı hissettim.

Hepimiz bir anneden dünyaya geliyoruz. Kendi ruhsal yolculuğumuzda neyi deneyimlememiz ve anlamamız, hangi dersi içselleştirip geçmemiz gerekiyorsa, buna uygun zemin-zaman-mekan da bizim emrimizde. Anneden dünyaya gelirken annemizin, babamızın ve neredeyse 7 nesile kadar atalarımızın da hem biyolojik-fiziksel hem de enerjetik hafızasını, kendi ruhsal ihtiyacımızı kapsadığı kadarıyla alıp geliyoruz. Bitmiyor 😉 Anne karnında ve hatta hamilelik öncesi dönemde aile içinde veya bireysel olarak annenin, babanın yaşadığı sorunlar, çatışmalar, sıkıntılar ( örneğin aklımızdan geçen “ben iyi bir anne olamayacağım – ben bir çocuğun sorumluluğunu almak istemiyorum – ben baba olmaya hazır değilim – nasıl geçineceğiz – ya işten çıkarılırsam – bu ülkeye çocuk doğurmak mı – ben özgür olmak istiyorum – erkek adamın erkek çocuğu olur – ya ona bir şey olursa – oğlum/kızım olmasa ben nasıl yaşarım – ölmek istiyorum ama çocuklarım ne olacak ” vb..) ve bunlara dair kaygı ve endişeler, doğrudan bebeğin/ küçüğün enerji alanına yerleşiyor. Tabi ki yine çocuğun kendi ruhsal yolculuğunun gerektirdiği kadarı… Bunun biyokimyasal ve nörofizyolojik izlerinin DNA’ mıza yerleştiğine dair araştırmalar ve daha fazla bilgi için lütfen googlelayınız 😉 ya da blogumdan ek bilgi edinebilirsiniz.

Regresyon çalışmaları sırasında içsel çocuk kavramından çok yararlanıyoruz. Hani anneniz size yemek yedirmek için yanan bir kibriti yanağınıza yaklaştırarak sizi tehdit etmişti ya da aynı kibritle çişinizi tutmanız için poponuza çok yaklaşmıştı, hani babanız sizin ona ne kadar güvendiğinizi test etmek için ellerinize yanan bir sigarayı çok yaklaştırmıştı, hani anneniz sizi sütten kesebilmek için meme uçlarına salça sürmüştü, hani doğarken boynunuza kordon dolanmıştı, hani çok zorlu bir doğum sürecinden geçmiştiniz, hani doğum anında annenize epidural ya da sezeryan yapılmıştı, annenize iğne yapılmıştı, annenizin karnına bir kesik atılmıştı, hani yemek yemediğiniz için anneniz sizi bırakıp gitmekle korkutmuştu, hani siz yeni yürümüşken koşmaya heveslendiğinizde ( siz ayaklarınızın ardarda kocaman adımlar attığını, rüzgarın yüzünüzü ve saçlarınızı okşadığını hissederken ) “koşma, düşersin” demişlerdi, hani küçük bir kız ya da oğlanken gece odanıza süzülen biri – belki bir yakınınız – sizin çok özel yerlerinize dokunmuştu, hani anneniz bir yandan sizin altınızı değiştirirken bir yandan da yüzünü ekşitip pöfff diyordu kokular için, hani bir türlü uyumadığınız için sizi arabalara bindirip gezdiriyorlardı, hani siz tam mevsiminde harika çileklerden yerken annenizle babanız ayrılığa doğru giden yolda tartışıyorlardı, hani bir bahar gecesi anneniz sizi uyutmaya çalışırken babanız balkonda bir başka kadını düşünerek ve karmaşık duygular içerisinde sigara içiyordu ya da… ya da bunlar ve buna benzer bir dolu konuşma, seslenme, tartışma, hareket vsvs… Hepsi bir teyp bandı gibi bilinç dışımıza kayıt ediliyor…

Çocukluğumuzun pek çok anı, biz doğrudan veya dolaylı olarak yaşamış olsak da bizi etkiliyor… Ailemizin enerjisi, ebeveynlerimizin aklından geçenler, her şey, kendi özgün ruhsal yolculuğumuza katkısı olabilecek her şey bilinç dışımıza kaydediliyor. Zamanla tüm bunlar yavaş yavaş bilincimize doğru yükseldikçe, baş edebilmek üzere bazı savunma mekanizmaları geliştirip, duygularımızı bastırıyoruz ya da başkalarına yansıtıyoruz ya da bu insanları veya durumları gözümüzde yüceltiyoruz vb…Başka türlü yaşamda var olmaya devam etmek çok güç çünkü.

İşte regresyon çalışmaları sırasında danışanlarım neden çileği gördüğünde ağladını ya da çilek mevsiminde hep alerji belirtileri gösterdiğini, neden hızla harekete geçmek istediğinde kendini bir şekilde sabote ettiğini, neden sürekli kabızlıktan acı çektiğini, neden annesinin yanıbaşından ayrılamadığını, neden sürekli kendisini aldatan erkek veya kadınları hayatlarına çektiklerini, neden her bahar bir başka kadını ya da erkeği düşünür olduklarını, neden astım ya da bronşit ya da tiroid hastlalıkları geliştirdiklerini, neden her rüzgarlı havada ayak bileklerini burktuğunu, neden uykulara dalmak için sürat yarış arabalarının seslerini dinlemek zorunda kaldıklarını, kırmızıdan niye korktuklarını veya nefret ettiklerini, yeni bir karar verme öncesinde içlerine darallar geldiğini, topluluk karşısında konuşması gerektiğinde neden panik atak geçirdiklerini vb… bütün bunların sebeplerini, kaynağını oluşturan o yaş, o duygu, o düşünce durumunu yeniden hatırlayarak, yaşayarak, o yaşandığı anda ne kadar acı vermiş olursa olsun yeniden o anın tüm duygu-düşünce-izlenim-karar vs.. içeriğiyle birlikte içinden geçerek anlıyorlar. Bilinç dışı olan şey bilince çıktığında artık çözüm bulmak ve durumu değiştirmek tamamen bilinçli bir seçim-karar gerektirir.

Bu anlarda kendi bebek- küçük – çocuk hallerimizle yeniden temas etmek, o hallerimizi yeniden görmek, o acıyı-endişeyi-öfkeyi-suçluluğu-aşağılanmayı vb. hissetmek elbette kolay değil. O hallerimizi kucaklayıp sakinleştirmeden öylece durmak da kolay değil 🙂 Genellikle kadın ya da erkek olsun göz yaşlarıyla, tam bir kabul ve onay kucaklaması ile, sular seller gibi bir şefkat, destek ve sevgi ile bu yaralı tarafımızı kucaklayabiliyoruz. İyileşme ve büyüme işte o anda gerçekleşiyor 🙂 Mucize gibi denebilir ama ben hayatın her anı ve yanının mucize olduğuna inandığımdan buna “doğal”diyeceğim 😉 Bu anlar aynı zamanda “yeni” ama gerçekte “öz” benliğimize, YUVAYA doğru da bir yolculuk oluyor. Badi badi olsa da, yolculuk başladığında kolay kolay durmaz 🙂 Tıpkı yürümeyi öğrenen bir çocuğun bir süre sonra emeklemekten veya sıralamaktan vaz geçmesi gibi…

Regresyon çalışmaları sonrasında ( danışan ister çocuk yaşlarda olsun ister erişkin olsun ) bilince çıkarılmış anılarla yüzleşmenin hüznünü veya yasını veya sevincini yaşadığımız bir dönem var. Bu dönemin ne kadar süreceği her birimiz için değişir… Ancak kendimize düşeni anlamış ve bunu gerçekleştirmenin sorumluluğunun bize ait olduğunu farketmişizdir. Bunu yerine getirmenin zamanı yine hepimiz için değişir.

Regresyon çalışmaları, sizin bu anılarla güvenle yeniden yüzleşmenizi ve gerçeği anlamanıza rehberlik ettiği gibi daha sonra sorumluluğunuzu üstlenmeniz veya yerine getirmenizle ilgili yaşayabileceğiniz içsel çatışma, blokaj veya dirençle ilgili de destek oluyor. Her zaman olduğu gibi “terapist-danışan işbirliği şart” 🙂

EBEVEYNLERE VE ADAYLARINA NOT: Bir çocuk dünyaya getirmek istiyorsanız mümkünse kendi bebekliğiniz ve çocukluğunuzla ilgili takılı kaldığınız, beğenmediğiniz, sevmediğiniz, kızdığınız, suçluluk vb. duyduğunuz konular hakkında bir muhasebe yapın ve bilin ki o konularda kabullenemediğiniz yanlarınız var 🙂 Bunları halledin. Çocuğunuza olabildiğince temiz bir sayfa açmaya niyet edin. Ebeveynlerine bağlı ancak bağımlı olmayan sağlıklı bireyler yetiştirin. Destek alın. Kendinize ve eşinize şefkat gösterin. İçinizdeki sevgi kaynağını besleyip büyütün 🙂

Doğanlarımızın dünya üzerinde inançla, güvenle ve sevgiyle büyüyebilmeleri dileğiyle,

Sevgiyle kalın.

 

https://www.youtube.com/watch?v=_QttZ9vOELY

Bir Cevap Yazın