BAŞLIYOR MU? BİTİYOR MU?

21 Mart önemli 🙂 Biliyorsunuz kış mevsimi yerini bahara bırakır ve kendisi dinlenirken baharın dansına yer açar. İyi ki böyle mevsimlerimiz, döngülerimiz var. Yoksa çalışmayı, çalıştığımızın karşılığını almayı ve vermeyi, yorulmayı bırakıp dinlenmeyi ve sonra yeniden enerji toplamayı ve yeniden çalışmayı nasıl başarırdık! 21 Mart günü kut’lu bir ateşin etrafında toplanıp dualar eden, demir dövüp atalarımızın gücünü gücümüze katan, atalarımızı…

Tanrı beni sevmiyorsa…

Çocukluğumuz annemize babamıza kendimizi sevdirmeye çalışarak geçebiliyor 🙂 Hatta önce annemize diyebilirim. Dünya hayatımıza gelişimizle ilk nesne ilişkimizi kurduğumuz kişi annemiz oluyor. Hayatla ilişkimiz  böylece başlıyor. Annemiz bizi severse, kabul ederse, hayat ta bizi sever ve kabul eder gibi bir inancımız oluyor. Bilinçdışımızda kalan önemli inançlarımızdan biri de budur. Aile bütünlüğü içinde babamız da çok önemli. Babasının kızı, babasının oğlu olmaya…

BANA, REGRESYONA, ENERJİYE, RUHA DAİR BİRŞEYLER…

Yaratıcılığa dair yeteneklerimizi gözden geçirip hayata nasıl aktaracağımız üzerine yapılan bir grup çaışmasında hayatıma giren İlknur Levent başarılı ve capcanlı bir TV programcısı:) Kendisi doğal terapi uzmanı. Kristallerle, o güzelim doğal taşlarla arası çok iyi. Onların dilini çözmüş ve dileyene tercümanlık yapıyor 😉 İlknur’la birlikte bir kaç program çekimi planladık. Çekimlerde çok rahat olduğumu söyleyemeyeceğim 🙁 Ancak olabildiğince kendi aramızda…

Küsmek… Geri çekilmek… Meydanı Boş Bırakmak!

Bugün benden yaşça küçük ama gönlü çok büyük bir dostum, benden destek istedi. Konu; çalıştığı yerde çalıştığı konuda hiç bir bilgisi olmayan birinin kendisine müdahalesi ile işini severek yapamaz hale gelmesiydi. Bir müzik aletinin tanıtımı ve çalınmasının öğretilmesi işini üstlenmişti. “Yönetici” konumundaki kişi de dersleri verme şekline, içeriğine, gelişim kontrolüne vs. olur olmaz zamanlarda müdahale ediyordu ve dostumun canı hayli sıkkındı.…

Bitmemiş İşler… Nasıl Bitecekler?

Regresyon terapisi; aslına bakarsanız bitmemiş işlerin bitirilmesi, yaşanamamış yasların yaşanması, dürülmemiş hesapların kapatılması, sorgulanmamış anların yeniden yaşanıp tamamlanması, anlaşılamayanların anlaşılması, olan her neyse gerçekte böyle-şöyle-öyle olduğunun fark edilmesi süreçlerini içerir. Olanı olduğu gibi kabul etmek cesaret ister, vizyon ister, bilgelik ister, yeni bir seviyeden bakışa ihtiyaç duyar, teslimiyet ister… Çok kolaydır aslında bu kabule varmak! Ama… işte aması da çoktur…

YUVAYA BADİ BADİ DÖNÜŞÜMÜZ…

🙂 Badi badi? Belki biliyorsunuz ama yine de not düşmek istiyorum. Birinin yürüyüşünü tarif ederken ama en çok da çocukların yürüyüşünü tarif ederken kullanırız bu sıfat tamlamasını. Ördekler gibi iki yana yaslanıp sallanarak paytak yürüyüşü tarif ederiz 😀 Bu erken çocukluğumuzun yeni yeni yerden yükselmiş hallerimizde, onlara doğru yürüdüğümüz kişiler genellikle sevdiğimiz, güvendiğimiz, sığınacak limanlarımız, yuvada hissedeceğimiz kişilerdir… çoğunlukla anneler, babalar ve bazen…

SEÇİYORUM…SEÇMİYORUM…

Geçen hafta sonu yaşadıklarımızı belki de uzunca bir süre anlamaya, anlamlandırmaya ve sindirmeye çalışmaya devam edeceğiz. Dilerim ayrılan, yaralanan, yaralayan tüm canların yolu aydınlansın, gönülleri, vicdanları ve ruhları ışıklansın ki dünyada yaşarken cenneti yaratabilelim hep birlikte… O anların verdiği korku, huzursuzluk, endişe, öfke, tiksinti ve mide bulantılarının yanı sıra, inanamamak ve hatta en çok sapla samanı ayıramamak da durumu ayrıca…

Kendi Küçük Hayatlarımızda Kırk Yamalı Bohça Saklı…

Biliyorum 🙂 Kendi küçük hayatlarımız demek haksızlık… Sadece evrende dünyamızın kapladığı alanı ve bunun üzerinde biz insan canlısının kapladığımız alanı düşününce, göreceli bir küçük hayat demek istiyorum 😉 Beni anlayışla karşılayacağınızı umut ediyorum… Yazmaya devam ederken de İstanbul sokaklarının bir bölümünde, çıldırmış ıhlamur ve manolya ağaçlarının sarhoş edici kokularında baygın düşmemem gerek. Eskiler yeni doğan bebeği kundaklardı. Bazı ailelerde hala uygulanıyor.…

TV programında kendimi izlemek…

Hayatın sürpriz paketlerinden birinin bana gönderildiği, benim de bu paketi açmayı  akıl ettiğim 😉 bir fırsatla TV’deyim. Sabah programa doğru giderken Taksim meydanına bakan kahvelerden birine oturup meydanın yaşantısını gözledim. Yanımda oturan yaşlıca bir adam, satın aldığı piyango biletlerini seri numaralarına göre sıraladı. Birbirimize gülümsedik ve bana ” Günaydın madam ” dedi. Neden matmazel değil de madam dediğine takılmadan kocaman…

REGRESYON TERAPİSİ NE DEĞİLDİR!

Artık pek çok yerde regresyon terapisi, geçmiş yaşamları şifalandırmak, regresyonla geçmişi onarmak, temizlemek vs. gibi anlatımlara daha sık rastlıyorsunuz… Çokça merak, biraz ürküntü, biraz heyecan, biraz küçümseme, biraz yüceltme ile bakıyorsunuz… Bakış açınıza bağlı olarak 🙂 Bugüne kadar çalıştığım danışanlarımdan, arayan soran bilgi alan kişilerden, ne işle uğraştığımı merak edenlerimizden aldığım geri bildirimlere dayanarak bu konuya bir kez daha ve de…

%d blogcu bunu beğendi: